kadınsan yaparsın ve buluşma

sosyal medya sayesinde buldum "kadınsan yaparsın" grubunu ve buluşmalarını okuyanlar bilir benim de böyle bir hayalim vardı, henüz gerçekleştirmeye fırsat bulamadığım, ilgilenenler için yazdığım yazı  olmuşunu buldum, buluşmaya gittim çok keyif aldım.

grubun kurucusu Tuba İlze, "Kadınsan Yaparsın" isimli bir de kitabı var, kitapta öğrendiğimiz, unuttuğumuz, hatırlamaya ihtiyacımız olan teorik bilgilerin yanı sıra kendi işinin patronu olmanın psikolojik yanları da değinmiş. yazarımız öncelikle gerçekten bir yazar, kariyerine  Dünya gazetesinde köşe yazarlığı ile başlamış, o da bir hayal üzerine düşmüş yola... bir gün evinden çıkmış   yürürken dükkanların arasından geçerken, hayal etmiş, keşke demiş kadın esnaflarımız olsa, kadınlarımız tüketen kısımdan o sihirli, güzel ellerini üreten kısma uzatsalar, manavın, marketin,kuru yemişçinin kadın olduğu hayalini kurmuş. kitap yazmasının amacı da kadınları cesaretlendirmek, kadınsan yaparsın dedirtebilmek. 



ilk buluşmayı 1 Aralık tarihinde İstanbul'da gerçekleştirmiş, benim katıldığım 6. buluşmaydı Ankara'da, bu buluşmadan sonra sırada Bursa ve Bodrum buluşmaları var.

peki buluşmada ne yaptık, ne konuştuk sonuçta ne oldu? önce Tuba Hanım kısacık kendini anlattı, diğer buluşmalarda kurulan iş birliklerinden örnekler verdi ve sonra tüm katılımcılar kendi hikayelerini anlattılar. Tuba hanım aynı zamanda KOSGEB ile çalışmalar sürdürdüğünden çok alkış alan yeni uygulamayı anlattı, bilirsiniz eksiden krediden yararlanmak için projenizi yazmanız, şirketinizi açmanız gerekirdi, şimdi ise işleri biraz daha kolaylaştırmışlar, cesaret verici olsun diye şirket açma şartını eğer proje kabul edilirse ilerleyen 90 gün içinde açılmasına bağlamışlar, bir fikrim var acaba tutar mı diyenler için, eğitimini al, projeni yaz, gönder, onaylanırsa aç şirketini başla çalışmaya...

katılımcıların hepsi çok güzellerdi, hayata geçen, yolunu almış muhteşem fikirler, doğmayı bekleyen güzel projeler vardı, beni en çok etkileyen proje çıkan ürün herkesin ihtiyacı olan yenilikçi bir ürün, beni çok heyecanlandırdı, özellikle üretim aşaması, süreç boyunca olan çıkan zorluklar, zorluklar sayesinde ortaya çıkan ikinci ürün. nedir nedir bu ürün ben bağlantıyı bulamadım diyenler için açık adres   www.instagram.com/yedikeditasarim/ 

özetle ben çok  mutlu kaldım buluşmadan, kadın enerjisi dolu bir şekilde, hayalleri gerçekleştirmeye devam dedik ve ekledik kadınsan yaparsın....!



ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye 

zaman ve saman

instagram hayatımıza girdiğinden beri perşembe günleri daha bir değerli olmadı mı? :) yaşasın geçmişe ışınlanma, eski fotoğrafları gün yüzüne çıkarma ve geçen günlere özlem duyma. sıradan bir perşembe günü mail kutuma düşen "bak ne buldum" başlıklı posta hatırlattı bana on yıl önceyi...


öyle çok fazla kendi fotoğrafına hayran hayran bakan insanlardan değilim pek, hatta eskiden çok sevdiğim fotoğraf çektirme işinden sıkıldım bile, sürekli çekilmesinden..

ama bu fotoğrafta bir şey var, uzun uzun bakmana neden olan... sanki fotoğraftaki ben değilmişim gibi,sanki ben hep otuzlu yaşımdaymışım gibi hisediyorum bazen. sonuçta fotoğraftaki sihrin ne olduğunu kendi başıma bulamayınca çevremdekilere sormaya karar verdim. anneme göre fotoğrafta ki sır genç ve zayıf olmam :) bir arkadaşıma göre sadece saçlarımın boyu ( ki ben öyle çok kendinde değişiklik yapan bir insan da değilim, saçımı boyatmaya korkarım o yüzden saçlarım sanırım doğduğumdan beri aynı renk, üstüne üstlük annemi çıldırtacak kadar çok saçlı doğmuşum :) eşime göre (evlendiğime göre bu sıfatı istediğim gibi kullanabilirim sanırım:) ben hiç değişmemişim, hep aynıymışım, bence süper politik bir insan ) sonra bir arkadaşım dedi ki, fotoğrafta ki kız daha yolun çok başında, az kırılmış, az incinmiş, hayaller dünyası gerçekler dünyasından uzakta, saf mutluluk ile dolu dedi. düşündüm de, sanırım sihri en iyi anlatan tanımdı.

on yıl öncesinde de hayallerimi anlatırdım, yine mutluydum, hep dolu tarafından bakmaya tercih ettim hayata ve çevremdekiler değişeceksin derlerdi. pembeyi daha az seveceksin, insanlara daha az güvenmeyi öğreneceksin ve daha az gülümseyeceksin. dedikleri çıkmadığı için mutluyum. hala pembeyi çok seviyorum, insanları da seviyorum bazıları yakından bazıları uzaktan çok uzaktan ve hala gülümsemeye devam ediyorum, saf görünme ihtimaline rağmen..

fotoğrafta ki kıza, diyeceğim ne yaptıysan iyi ki yapmışsın ufaklık, bugün kendi ayakları üzerinde duran, mutlu olmayı seçen, sorumluluk sahibi, hayal kurmanın yeterli olmadığını bilen, gerçekleşmesi için koşması gerektiğini bilen ve pembeyi çok seven bir kadın olmana yardım ettin, yanlışlarınla, doğrularınla, göz yaşınla, gülümsemenle, teşekkür ederim... 

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye



2016 ve günler


2016 senesin son günleri, cumartesi gecesi yeni bir yılın ilk saatleri...

bu sene  zor bir seneydi herkes için, ülkemiz için, tarih sayfalarında yazacak kötü olaylara şahit olduk, korktuk, çok korktuk, kaygı duyduk, çaresiz kaldık... dilerim yeni sene barış getirir bize...

dönüp bakınca neler oldu bu senede diye,işte liste...

zor bir senenin içine ben kendi kişisel tarihim için önemli bir dönüm noktası ekledim, evlendim :) ocak ayında ailelerin tanışması ve isteme, ağustos ayında düğün ile 2016 nın son dört ayını medeni hali evli olarak geçirdim.




yeni bir düzen, yeni bir ev,yeni bir mahalle, yeni sorumluluklar. otuz dört yaşımda evlenmeme rağmen, bu zamana kadar mutfak ve yemek konuları ile mesafeli bir ilişkim vardı, şimdi her gün yeni bir şeyler öğreniyorum, deniyorum, şu ana kadar da hiç aç kalmadık, bence doğuştan bir yetenek söz konusu :)

insanların arkadaş çevrelerinin her üç senede bir değiştiğini okumuştum bir yerde, sanırım benim için bu sene üçüncü seneydi. arkadaş çemberin biraz daraldı, çemberin ya içindesindir, ya dışında, dışında kalanlar, ada konseyinde elenenler, meşalesi elinde gidenler oldu, yolları açık olsun.

ofisimi daha merkezi bir yere taşıdım, en sevdiğim caddedeyim, tunalı hilmi caddesinde pembeli minik bir atölyem, ofisim var, ne iş yaptığımı sanırım pek anlatmadım blog yazılarımda. merak eden varsa buyrun instagram sayfama

yeni sene için umutlarım cebimde, hayallerim kalbimde, planlarım aklımda...

dilerim her dileğiniz gerçek olur.

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye



arkadaş ve kitap

belki tek çocuk olduğumdandır, oyun arkadaşın aynı evin içinde olmayınca başka oyunlar kuruyorsun kendine ve kitap en iyi arkadaşındır her zaman, seni hayal dünyasında gemileri bindirir,helikopterlerden bırakır, ne olursa olsun elinden tutar, hiç bırakmaz, senin bıraktığın yerde, bıraktığın sayfada, bıraktığın satırda, bıraktığın kelimede bekler seni... hani derler ya bir insanla gerçek dost olduğunu hayat gayesi araya girdiğinde zamanlar denk gelmediğinde, bir sonraki karşılaşmada kaldığın yerden devam edebiliyorsan anlarsın diye, kitaplar gerçek dosttur... yıllar sonra bile aldığına eline, devam eder seninle... 

belki de kitap sevgim, bizim evde gerçekten kitaba değer verildiği içindir,çocukken bir tek alışverişte sınır yoktu, oyuncak değil, elbise değil, sadece kitap alışverişi sınırsızdı, yeter ki oku, yeter ki besle ruhunu...



ben kitapları severim, ben kitapçılara bayılırım. alışveriş merkezlerinin ormanıdr kitapçılar, nefes almak için... bu cümleden avm sevmediğim anlaşılmasın, aksine bayılıyorum ancak yeşilin yeri  her zaman ayrı kalbimde... 

pazartesi sendromuna inanmayanlardanım ben, kurumsal hayatta çalışırken de inanmazdım, şimdi kendi işimi yapmaya çalışırken de inanmıyorum, işin sırrı planlamada bence, pazar gecesinden yapılan bir planlama pazartesi gününü sevdirir. ben de dün gece planladım, bugün için dedim ki kesintisiz, telefonsuz, televizyonsuz, sosyal medyasız, whatsapp sız 1 saat ayırıcam kendime...

bir iş için uğramam gerekti one tower alış veriş merkezine ve orada cenneti gördüm.



toplam 2000 metrekarelik alanı ile (Türkiye'nin en büyük alana sahip kitapçılarından bir tanesi) 140000 kitabı ile (şehirde yılda bir kez düzenlenen kitap fuarlarında sunulan kitap sayısından daha fazla) Arkadaş Kitabevi ile karşılaştım.

kitaplar zaten yeterince ilgi çekiciyken, yerleşim de o kadar detaylı hazırlanmış ki, zamanı durdurabilirsiniz...

istediğiniz kitabı alıyorsunuz, Köpük Cafe ye geçiyorsunuz, benim bugüne kadar içtiğim en güzel beyaz çayı sipariş ediyorsunuz. çay için ayrı bir yazı yazılabilir ama benim tavsiyem gidip deneyin, kısaca Ronnefeldt çayı 1823 yılından beri çay üretiliyor, geleneksel yöntemle üretilen çay, kraliyet ailelerinde de tercihi, ülkemizde ağırlıklı olarak otellerde sunulan çay, kitap evinin cafesinde sizi bekliyor. cafeden beğendiğiniz çayları alıp evinizde de kitabınıza arkadaş yapabiliyorsunuz.





kitabevinde ayrıca çocuklar için ayrılmış devasal bir alan (450 metrekarelik) var, ağaç yaşken eğilir, çocukken sevilir okumak... ben hala çocuk kitaplarını da okuyorum, o masum dünyada dolaşmak da iyi geliyor ruhuma, cafede oturduğum kadar çocuk kitapları reyonuna da zaman ayırdım. ve kendi kendime bir karar bebekli, çocuklu arkadaşlarıma hediye alırken bin tane olan battaniyeye bir tane daha eklemek yerine, bir kitap hediye, kütüphanesine, bilindik kitaplar yerine daha farklılarını aramaya ayrıcam zamanımı...




bir de satranç oynamak için hazırlanmış özel bir masa vardı ve canlı çiçekler...



ben bugün kendime ayırdığım bir saati o kadar huzurlu ve mutlu geçirdim ki, diğer işlerimi ışık hızıyla, daha mutlu yaptım....

kendinize zaman ayırın, mutlu olduğunuz neyse onu yapın ve kitaplarla dost kalın...

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye...

bir deli ve hatıra defteri

arkadaşlar seçtiğimiz ailemizdir diye okumuştum bir yerlerde bir zaman, beğenip not etmiştim bir deftere, kullanmak kısmetmiş bugüne:) 

çok istediğin, beklediğin ve bir türlü bilet bulamadığın oyuna bilet alan, hediye eden arkadaş çok tatlı değildir de nedir? biz bugün Tatbikat Sahnesinde Erdal Beşikçioğlu'nun sahnelediği "Bir .Delinin Hatıra Defteri" oyununa gittik. 



oyun, ülkemizde oynanan ilk tek kişilik oyun olma özelliğini taşıyor, Genco Erkal'ın üç farklı yorumundan sonra Erdal Beşikçioğlu kendi yorumu ile oynuyor ve performansına hayran bıraktırıyor... bir vincin üzerinde minik bir sepet,kafesin içinde ne kadar hareketli olabilir ki bir oyunun cevabını öyle bir veriyor ki... kondisyonu, sportifliği, odaklanması,oynaması gerçekten bir buçuk saatliğine bambaşka bir dünyaya, sanki zaman kapsülünün içine girmişcesine, götürüyor.

sahnede bir vinç, vincin kafesine asılı bir çift ayakkabı, bir teneke kova, bir eski pardösü ve bir simsiyah şemsiye tüm dekor, ışıklar ve sanatçı...



Gogol'un toplumsal kara mizah eseri, oyun çevresinde sürekli aşağılanıp alay edilen sıradan bir devlet memurunun platonik aşkı olan burjuva kızının bir asilzadeyi sevdiğini öğrenmesiyle yıkılması ve hedef değiştiren hayallerinin, soylu bir beyzade, kral olmaya yönelmesi ve sonuçta delirerek "İspanya kralı" olmuş bir halde, akıl hastanesine kapatılmasını konu alıyor. kaynak 

oyundan beğendiğim bir kaç cümleyi birleştirip hediye bırakmak istiyorum buraya... 
"şubatın 49 undan selam olsun, beyni kafatasının içinde sananlara, halbuki beyin bir rüzgardır, Hazar denizi tarafından gelen... " 

ben herkes mutlu olsun isterim.

öptüm,bye


2015 ve 2016

mirkelam'ın bir şarkısı vardı, hatırlayan var mı? söylerdi ki " geçen giden zamanları huhuhu bir yerlerde bulsam..." bir yerlere not etmek yazmak o zamanlara dönmeyi, zaman içinde gidiş-dönüş yolculuk etmeyi sağlıyor sanki, ben o yüzden yazıyorum, hatırlamak için, kendimi kendime anlatmak için ve kelimelerin sihrine, anıların gücüne inandığım için...

dönüp bakınca geriye, 2015 yılına kişisel olarak güzel bir yıl geçirmişim, koşmuşum hayallerimin peşinde, ulaşmaya çalıştığım hedeflerim için inat etmişim, azimliymişim, kolayca moralim bozulduğu gibi kolayca toplamayı bilmişim kendimi... kurmaya çalıştığım, sıfırdan inşa ettiğim, kendi işim için güzel bir sene olmuş, bana inanlar, güvenler olmuş, güzel partiler yapmışız beraber, özel anlarda bir payım olmuş... bilmeyenler için ben on yıl kurumsal hayatta çalıştıktan sonra, cesaret edip kendi işinin peşinde koşanlardanım, hayallerine inanan, okuldan mezun olduğumda hayalim olan işi yapmaya çalışanlardanım:) belki bunu bir başka yazıda uzun uzun anlatırım, belki birisinin hayaline destek olurum. işimde güzel işler yaptıkça yardım etmişim başkalarına, kendimce sosyal sorumluluk projeleri yapmış, dağıtmışım mutluluğu elimden geldiğince... merak edenler ve hala takip etmeyenler için Parti Maymunu 

geçtiğimiz yıl kendime süper bir yeni yaş hediyesi vermişim, sigarayı bırakmışım, hem de ilaçsız, desteksiz bir gecede karar verip, bir sabahta uygulamaya başlamışsım. doğum günün olduğu günde tam yirmi bir gündür ciğerlerim temiz kalmış ve devamı da gelmiş,hala içmiyorum, içmeyi düşünmüyorum, içenlerin yanında yapmayın şunu çok zararlı demiyorum, benim de içmek için ne bahanelere sığındığımı unutmuyorum. 

yılın sonu benim için bir sürpriz daha hazırlamış, gerçek bir sürpriz... ben, her türlü organizasyonu yapmaya gönüllü olan, bunu işi haline getiren bana, bir organizasyon yapılmış, bir evlilik teklifi hazırlanmış yılın son günlerine :) 

ülkemiz ve dünyamız için baktığımdaysa geriye pek tatlı anlar gelmiyor hatrıma, dilerim ki son olur yaşanan tüm kötü olaylar, hani derler ya bu olayı unutturacak başka acı yaşanmasın, inşallah 2016 yılını dünyada ve ülkemizde barışın, huzurun, kardeşliğin ve refahın yılı olarak hatırlarız.

benim yeni yıldan beklentim, öncelikle her sene olduğu gibi listenin vazgeçilmez ilk maddesi, daha iyi bir insan olabilmek. bu madde hiçbir zaman değişmeyecek, daha iyi olmak her zaman mümkün ve yol çok uzun... işimde çok başarılı olmak istiyorum, 365 günün 360 ında organizasyon yapmak, mutlu her ana ortak olmak, farklı dokunuşlarla sihirli kılmak istiyorum kutlamaları... işimi yaparken çevreme fayda sağlamak istiyorum, hep bana hep bana ile geçmez ömür, mutluluklar çoğalmaz.

The only person you should try to be BETTER THAN is the person you were YESTERDAY.  Printable - Motivational quote printable.:

kendimle ilgili yaptığım sağlıklı değişikliklere eklenecek iki yeni maddem var, sağlıklı bir yaşam için yapmam gereken, yaşlanmayı geciktiren, ömrü uzatan, mutlu kılan... alışkanlıklardan vazgeçmek zor olsa da, bir adımla başlamak gerekiyor yola... 

yeni yılda, öğrenmeye devam etmek istiyorum, bugüne kadar hiç bilmediğim belki varlığından bile haberdar olmadığım iki yeni konuyu öğrenmek istiyorum, kursa gitmek, öğrencilik günlerine dönmek, öğrenmeyi bir ömre yaymak istiyorum. 

geçen sene her hafta sadece 1 kitap okuyabilmişim, bazıları yarım kalmış, bazıları sadece zaman geçirmek için olan lay lay lom kitaplardanmış, bu sene bu sayıyı iki katına çıkarmak ve kitapların içeriklerini biraz daha doldurmayı hedefliyorum. bir yazarın tüm kitaplarını okumayı planlıyorum ilk başta... bir yazar öneriniz varsa yorumlara yazın, okuduktan sonra belki anlatırız birbirmize altını çizdiğimiz satırları...


geçen sene pek seyahat edememişiz, bu sene geçen senenin acısını çıkarmak istiyorum, yolda olmak istiyorum, ilk hedefim Kapadokya.... otuz üç yıldır Ankara'da yaşayan birinin görmemesi çok yazık değil mi? mayıs ayı için şimdiden planları yapmaya başlıyorum, öneriniz olursa, yorumlara yazın olur mu? her türlü rehberliğe açığım:)  

kesinlikle daha düzenli olmak istiyorum, neyin nerede olduğunu bilen, kutulu kadınlardan olmak hedefim... tabii bunu yapmak için öncelikle gereksiz olan, fazla olan her şeyden kurtulup az çoktur felsefesine uyumlu bir hale getirmek istiyorum hayatıma... internette sıkça dolaşan ihtiyacım olmayan hiçbir şeyi almadım uygulmasını yapabilir miyim bilmiyorum ama en azından yeni bir şey almaya niyetlenirken gerçekten ihtiyacım var mı sorusunu sorup içimden 100 e kadar saymayı planlıyorum.

bu yıl yapacağım organizasyonların arasında kendi mutlu günlerim de olacak inşallah, gelinlerin tatlı telaşı sayfasına dönmeden ruh halim, mutlu bir şekilde geçirmeyi hayal ediyorum bu süreci... ve çok mutlu olmayı...

son olarak 2016  hepimize, ülkemize, dünyamıza iyi gelsin... kalbimizi karartmadan, ağzımızdan kötü söz çıkmadan, trafikte kornaya çok basmadan, kimsenin kalbini kırmadan geçsin... 

bu yazıyı sonuna kadar okuyup, yorum yazanların yılı olsun 2016, bir de sağ köşeden izleyici olanlar en mutlu olanlar olsun :) sosyal medyada beğeniniz, kalbiniz çok, takipçiniz bol olsun:) 



not: Ankara Marka Festivali konuşmacılarını yazamaya devam...

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm, bye 

ceolar ve anahtarlar

Ankara Marka Festivali toplantısının beni etkileyen konuşmacılara ceo lar ile başlıyorum. büyük şirketlerin, holdinglerin en tepesinde olan adamlar bu yola nasıl başlamış, neleri anahtar edinmiş kendilerine... 

birinci günün açılış konuşmalarından sonra ilk oturumu Ahmet Çalık'a aitti. konuşmasının başlığı "Nasıl Yaptım? Ne Yapmalı? Bir Girişimcinin Hatıra Defteri" konuşmasına ilk girişiminden bahsederek başladı, 1980 li yıllarda blıuejean kumaşının ülkemize sadece tek bir fabrikadan sağlandığını, bir bluejeane sahip olmanın ne kadar havalı olduğunu anlattı. ve demiş ki kendi kendine yetmiyorsa bir fabrika tüm ihtiyacı karşılamaya ben de kurayım kendi fabrikamı, ihtiyacı analiz etmiş, ihtiyacı karşılamak üzere hareket etmiş. ilk fabrikasını kendi memleketi olan Malatya'da kurmuş, ki bu da çok güzel bir vefa örneği bence... aslını unutmamak, yolda ilerlerken yolun başında seninle olanları arkada bırakmamak,doğduğu topraklara bir katma değer yaratmak... fabrikayı açarken kendisine hedef koymuş, 10 sene içerisinde ülkenin en büyük denim fabrikası olacak burası demiş,söylediği zamanda olamamış, 15 yıl sonra hedefine ulaşmış... Çalık, denim fabrikasının hikayesini Edison'a ait olduğu belirttiği bir söz ile bitirdi. "önce dünyanın neye ihtiyacı olduğunu düşündüm, sonra icat ettim" ilk fabrikadan bugün altı farklı sektörde hizmet veren bir holdinge nasıl dönüştüğünü detaylandırmadı aslında benim en merak ettiğim konulardan biriydi, birbirinden bağımsız farklı sektörlerde yer alma kararı ve kusursuz işleyişi sağlama süreci... konuşmasını başarının tek yolunun olduğunu ve bu sihirli formülünde "çalışmak, çalışmak, çalışmak" olduğunu diyerek bitirdi. benim için bu konuşmanın anahtar kelimesi " çalışmak" 



ikinci oturum yine bir ceo ya aitti, ben holding de, konuşmacının da ismi ilk kez duydum, o kadar içten ve özel bir konuşma yaptı ki, sanırım bir daha da ismini unutmam. SBK Holding in Yönetim Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz'ın konuşma başlığı "Fırsatı Faydaya Çevirme Sanatı: Krize Röveşata" konuşmasına beni çok etkileyen cümlesi ile başladı. evimizde televizyon yoktu, komşular eve misafirliğe gelince beni ortaya çıkartırlardı, hayallerimi anlatırlardı. benim için çocukluğunda ayakkabı boyacılığı dahil olmak üzere çeşitli bir çok işte okul harçlığını çıkarmak için çalışmış olan adamın, bugün holding sahibi olmasının sırrıydı bu cümle ve sihirli kelimesiydi "hayal gücü"  yeni bir iş yeri açma konusunda da bir anahtar verdi ve dedi ki, yeni bir açmayın, sıfırdan bir yer kurmayın o sektöre ilk kez girdiğinizde, batmaya yakın, stresli bir yer bulun, olduğu gibi alın, bırakın masaları istediğiniz renk olmasın, dekoru o kadar da afilli olmasın, siz bakın iş yapabiliyor musunuz? iş yapabilirseniz hepsini istediğiniz gibi zamanla yaparsınız eğer iş yapamazsanız sıfırdan bir yer kurmaktan daha az batarsınız, zaten batık bir yer aldğınız için... ilk başta bu cümle sanki hayallerini anlatan adam ile çelişiyor gibi gelmişti, düşününce hayallerin,işleyen ve para kazandıran bir işyeri olmasının olduğunu çok süslü ve işlemeyen bir iş yeri olmadığını anladım :) konuşmasını ben zengin bir ailede doğmaktansa şanslı bir insan olmayı daha önemli sayıyorum diyerek bitirdi. benim için bu konuşmanın anahtar kelimesi "hayal gücü"



otuz üçüncü oturum ise Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın'a aitti. konuşmasının konu başlığı " Girişimcilik ve İnovasyon: Akfen'in Başarı Hikayesi" benim için en değerli konuşmacılardan biriydi çünkü Ankara vardı hamurunda.. konuşmasına Rüzgarlı Sokağın ürünleriyiz biz diye başladı, ticarete sokakta küçük bir atölyede yanında bir çalışan ile başladığını, ilk para kazandığı işin Emek Camiisinin kazan olduğunu anlattı. rakiplere fark yaratmakta küçük detayların çok önemli olduğunu önemli bir ihaleyi, rakip firma ile aynı ücreti vermelerine rağmen sadece 10 gün önce iş bitirme taahhütü ile kazandığını anlattı... ne de olsa 3 yıl 9 ay yerine 3 yıl 8 ay 20 gün daha tercih edilebilir bir tekliftir... şirketlerin aile şirketi olmaktan çıkması gerektiğini, şirketlerin yüz yıllık olmayı hedeflemesi gerektiğini belirtti. konuşmasında kimsenin süperman olmadığına, zamanı geldiğinde şirketler büyüdüğünde işleri profesyonellere bırakılması gerektiğinin önemle altını çizdi. alınacak çayın markasına karışan patronların işi gerçekten zor.. tüm ünvanların devredilebilir olmasını gerektiğini söyledi ve özellikle şirketin sahibi, çalışanların sahibi gibi kavramların çoook eskilerde kaldığını özellikle belirtti. Türkiye'de başarısız olmanın ahlaki bir sorun haline geldiği ancak Amerika'da ise her başarısızlığın sadece bir deneyimin olarak değerlendirildiğini söyledi.şansının da şansızlığın da sürekli olmadığını, süreli olarak insan hayatına uğradığını ve önemli olan fırsatlar ayağımıza kadar geldiğinde bahane üretmeden, üşenmeden, kaçmadan o fırsatı değerlendirmek gerektiğini söyledi. konuşmasını, herkesin kendi potansiyelini ortaya çıkarmaktan sorumlu olduğunu söyleyerek bitirdi. benim için bu konuşmanın anahtar kelimesi kendi potansiyelini ortaya çıkarmak, kendine şekil vermek olan "self-made" 


bana ilham veren konuşmacıları, anlattıklarını yazmaya devam... umarım size de yapmak istediklerinizi yapmak, harekete geçmek için ilham verir...

yazılarımı beğeniyorsanız, lütfen izleyiciler kısmndan kayıt olun, iletişimimiz sürekli olsun.

ben herkes mutlu olsun isterim.

öptüm,bye...